TARÎKATLAR ve TEKKELER – Emin IŞIK

Tasavvuf, kıyıları sonsuza açılan engin bir ummandır. Tekkeler bu ummanın kıyısında yer alan koylarda kurulmuş birer iskele gibidir. Siz o iskeleleri, çevresinde bekleme salonu, çayhane ve büfe gibi birtakım hizmet binaları olan mütevazı birer yerleşim alanı olarak da düşünebilirsiniz.

Tarîkat, sözlükte ‘yol’ demektir. Tasavvuf dilinde ise sıradan bir yol değil, ‘dinin iç ve dış disiplinine riâyet ederek, dinin özüne doğru giden yol’ anlamına gelir. Dinin özü ve merkezi, her şeyi yaratan Allah olduğuna göre, tarîkat, Allah’a götüren yoldur. ‘Sırat-ı müstakîm’ adı verilen, kıldan ince ve kılıçtan keskin diye bilinen bu yolda ruhun menzil alabilmesi, her şeyden önce, kalbin gafletten uyanmasına bağlıdır.
İslâmiyet put yapmayı ve putlara tapmayı yasaklamış, yalnızca Allah’a tapmayı emretmiş; “Kâ’be’ye değil, Kâ’be’nin Rabbine tapınız!” demiştir. Allah’a giden yolda, öne çıkan engellerin her çeşidini de put saymıştır.
İster maddî, ister mânevî olsun, içimizdeki ve çevremizdeki varlıklar, bu yolda bize yardımcı olur, hız kazandırırsa, bunlara ‘vesile’ adı verilir; Rahmanî ve Rabbanî birer lûtuf kabul edilir. Eğer bize engel olurlarsa, o zaman onlarla savaşmak gerekir.
Bundan dolayı Cüneyd (k.s.) tasavvuf için; “Barışı olmayan bir savaştır.” demiştir.
Bedenimizle ilgili ihtiyaçları karşılayacak ve onun sağlıklı olmasına dikkat edeceğiz. Lâkin bedenle ilgili haz ve hevesleri put yapıp tapmayacağız. Çünkü beden, ruhun gelişmesine ve kemâle ermesine sebep olan bir saksıdan başka bir şey değildir. Saksıyı kırmayacak, koruyup kollayacağız ama onun asıl görevinin ruhumuzu geliştirmek ve Allah’a layık hale getirmek için sadece bir kap, bir kalıp olduğunu da unutmayacağız.
Tasavvuftaki ilke ve tedbirlerin hepsi, kalbin arınmasına ve ruhun yücelmesine yönelik çaba ve faaliyetlerdir: Ritüel denilen usûl, âdâb, evrâd ve ezkâr cinsinden ibadât ve taatlerin tamamı, insanı Allah’a layık kul haline getirmek içindir. Çünkü tasavvuf yolu Allah yoludur. Kul, kendisini Allah’ın emrine vermedikçe, yaptığı hizmet ve faaliyetler Allah için yapılmış olmaz. Nefsi için yapılmış olur; yani menfaat, servet veya şöhret için olmuş olur. “Biz zaten Allah’ın kulu ve O’na ait değil miyiz?” diyebilirsiniz.

Kulluk kendini, düşüncede ve sözde değil, amelde gösterir. Bir ömür boyu ortaya koyduğumuz çaba ve gayretlerin acaba ne kadarı Allah için, ne kadarı kendimiz içindir? Elbette ‘hasbeten lillah’, yani sırf Allah rızası için yaptığımız ufak tefek ibadetlerimiz vardır. Ama kendimiz için yaptıklarımızın yanında Allah için yaptıklarımız yüzde kaç eder? Oysa bütün faaliyet ve gayretlerimizi Allah için yapmadıkça, Allah’a hakkıyla kul olamayız. Allah ehli, kendi canları için yaptıklarını da yine Allah için yaparlar. Yani sağlıklarına, yemelerine ve içmelerine dikkat etmeleri de Allah içindir. Çünkü sağlıklı olurlarsa, Allah’a daha çok ibadet ederler ve Allah’ın kullarına daha iyi hizmet verirler.

Makalenin devamını Keşkül Dergisi’nin 18.sayısında bulabilirsiniz.

Abonelik hakkında 0212 511 24 24 numaralı telefondan bilgi alabilirsiniz.

Be Sociable, Share!