SEYYİD BURHÂNEDDÎN HAZRETLERİ VE HAZRET-İ MEVLÂNÂ ÜZERİNDEKİ TESİRİ

İnsanlık tarihinde iz bırakan her büyük insanın yetişme sürecinde olduğu gibi, bir velînin tekâmülünde de etkili rehber şahsiyetler bulunmaktadır. Kronolojik olarak söylenecek olursa, babasından sonra Hz. Mevlânâ üzerinde etkili olan zât mürşidi Seyyid Burhâneddîn Hazretleri’dir.

Seyyid Burhâneddîn hakkında edinilen bilgilerin kaynağı Mevlevî menâkıb kitapları ve Seyyid Burhâneddîn’in sohbet ve sözlerinden derlenmiş olan Maârif adlı eseridir. Bu eserdeki konular Seyyid Burhâneddîn’in Mevlânâ’ya mürşidlik yaptığı döneme rastlamaktadır.

Seyyid Burhâneddîn’in tam ismi Seyyid-i sırdân Burhânu’l-Hak ve’d-Din Hüseyin Muhakkık Tirmizî’dir. ‘Seyyid-i sırdân’ lakabı insanların gönül sırlarına muttali olması nedeniyle verilmiş bir unvandır.1 Hz. Mevlânâ kimi velîler için bu vasıflarından dolayı ‘kalp casusları (cevasisu’l-kulûb)’ tâbirini kullanır. Tasavvufî gelenekte; “Âlimlerin huzurunda dilini, evliyânın huzurunda da kalbini koru.” ifadesi bu arka plana binâen söylenen bir vecizedir. Hüseyin Burhâneddîn’e bu vasfı nedeniyle Horasan, Tirmiz, Buhara gibi şehirlerde ‘sırların efendisi (seyyid-i sırdân)’ denildiğini kaynaklardan öğreniyoruz.2 Muhakkık ise ilimde hakka’l-yakîn mertebesine ulaşmış, taklidî bilgi düzeyini aşmış olmasına nisbetle verilmiş bir unvandır.
Aslen Tirmizli olan Seyyid Burhâneddîn’in yaşamıyla ilgili bilgilere Mevlevî kaynaklarda Mevlânâ ile ilişkisi bakımından değinilir. Bu yüzden yaşamının Mevlânâ ve ailesinden uzaktaki dönemi hakkında ayrıntılı bilgi sahibi değiliz.

Bilindiği üzere Seyyid Burhâneddîn Hazretleri’nin Hz. Mevlânâ ile irtibatı Mevlânâ’nın ata yurdu Belh’e ve babasına uzanır. Seyyid Burhâneddîn, tarîkattaki şeyhinin Mevlânâ’nın babası Bahaeddîn Veled olduğunu çeşitli vesilelerle ifade etmektedir. Tasavvufî gelenekte âşinâ olunduğu üzere şeyhine karşı son derece hürmetkâr ve yüceltici ifadeler kullanan Seyyid Burhâneddîn, eriştiği tüm makam ve hallere mürşidinin irşadıyla ulaştığını söyler. Söz gelimi bir ifadesinde Bahâeddîn Veled’in Hz. Peygamber (s.a.s.)’den sonra gelen en büyük velî olduğunu belirtir.3 Mevlânâ için dua ederken Cenâb-ı Hakk’tan onu babasının makamına eriştirmesini, zira onun mertebesinden daha yüce bir ma-
kam olmadığını söyler.

Bir sûfînin şeyhinden bahsederken bu türden nitelemelerine tasavvufî gelenekte genelde rastlanmaktadır. Bu nitelemeleri bir yönüyle şöyle açıklamak mümkündür. “Dağları (yeryüzü için) kazıklar yapmadık mı?”  âyetinin işârî yorumunda
sûfîler, âyetteki kazıklar (evtâd) ifadesinin dağlar şeklindeki zâhirî anlamını kabul etmenin yanında bu ifadenin, varlıklarıyla âlemde intizam ve salâha vesile olan Allah dostlarını da işaret ettiğini söylerler. Dağlar,yeryüzünün dengede durmasını sağlayıp depremleri önlediği gibi ârifin varlığı da âlemin mührü (hatemi) ve korunma vesilesidir.

Buna binâen Hz. Mevlânâ; “Kâmil bir ârifin varlığı âlemler için rahmettir.” der.6 Âyetin lafzına itibaren söylenecek olursa bir dağa fazlaca yakınlaşanın gözüne diğer dağlar görünmediği gibi bazen bir şeyhe bağlılık kişinin diğer velîlerin mertebesini görmesine engel olabilir. Bu durum şeyhle irtibat içinde olmayan için mübalağa ve sübjektif görülse de tam olarak o velîden istifade edebilmesi için tasavvufî gelenekte bu tarz bir bağlılık mürîd için lüzumlu görülür. Dolayısıyla Seyyid Burhâneddîn’in şeyhi Bahâeddîn Veled hakkındaki mübalağalı görülen bu ifadesini bu tarz bir değerlendirme olarak yorumlamak mümkündür.

 

Makalenin devamını Keşkül Dergisi’nin 19.sayısında bulabilirsiniz.

Abonelik hakkında 0212 511 24 24 numaralı telefondan bilgi alabilirsiniz.

Be Sociable, Share!