ŞEYH GÂLİB’E GÖRE HAZRET-İ İNSAN – Mustafa ÖZÇELİK

Doğu irfanının büyük bilgesi Sadî Şirazî, “İnsan nedir?” sorusuna “Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe” yani “İnsan üç beş damla kan ve bin bir endîşedir.” şeklinde bir cevap veriyor. Bu, şüphesiz ki bir bilgenin, bir sûfînin bütüncül bir insan tanımı değildir. Sadî, bu sözüyle insanın dizginleyemediği ihtiras ve arzularıyla ne hale gelebileceğini belirterek, insanın “kan ve endişe”den öte bir anlamı olması gerektiğini söylemek istiyor.

Modern zamanlarda insan, tam da Sadî’nin söylediği şekilde tanımlanıyor. Zira, son asra  damgasını vuran pozitivizm, insan konusunda da hiçbir teolojik ve metafizik açıklamaya itibar etmeyerek sadece fiziksel ve maddî  gerçeklikten hareketle insana yaklaşıyor. Böylece insan, tıpkı hayvanlar gibi et, kemik, kan ve ilik gibi unsurlardan müteşekkil bir varlığa dönüşüyor. İnsanın hayvanla eşit gerçeklikte izahına, onun üstünlüğünü ve farklılığını belirtmek için ancak ‘düşünen, konuşan’ özellikleri eklenebiliyor fakat bu düşünme ve konuşma özelliklerinin hangi metafizik gerçeklikle ilintili olduğu üzerinde de durulmuyor. İnsan kavramına metafizik ve teolojik açıdan baktığımızda ise çok farklı bir tanımlama yapmamız gerektiği ortadadır. Buna göre insan, sadece maddî yapısından yani bedenden oluşan bir varlık değildir. İnsanın ‘ruh’ diye bir gerçekliği de var.  Dolayısıyla insan ruh ve beden bütünlüğüne sahip bir varlıktır. Dahası bir benlik yahut varlık bilgi ve bilincine sahip, öte yandan akıl, duygu, düşünce, arzu gibi özelliklerle donatılmış, ayrıca kendisine iş yapabilme ve konuşma becerisi verilmiş ve bu özelliklerinden dolayı da ‘üstün’ bir varlık haline gelmiştir. Bu durum onun ‘eşref-i mahlûkat’ olması daha ileri aşamada da ‘hazret-i insan’ olabilmesi sonucunu doğurmuştur. Bedeni, her ne kadar topraktan yaratılmış ise de ona Allah kendi ruhundan üfl eyerek (Secde 32/72) onu
diğer varlıklardan farklı kılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de insanın bu yaradılış macerası şöyle anlatılır: “Andolsun ki biz, insanı çamurun özünden yarattık. Sonra Âdem’in neslini, sağlam bir yerde (rahimde) bir nutfe (az bir su) yaptık. Sonra nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. Ondan sonra kan pıhtısını bir parça et yaptık. Bu bir parçacık eti kemiklere (iskeletlere) çevirdik; bu kemikleri de etle  kapladık. Sonra da ona başka bir yaratılış (ruh) vererek insan haline getirdik. Bak ki şekil verenlerin güzeli olan Allah pek yücedir.

Bu âyette insanın maddî ve fiziksel gerçekliği de ortaya…

Makalenin devamını Keşkül Dergisi’nin 17.sayısında bulabilirsiniz.

Keşkül Dergisi’ne abone olmak için KESKUL yazıp 7979′a kısa mesaj gönderebilir, 35 TL. karşılığında bir yıllık (4 sayı) Keşkül Dergisi abonesi olabilirsiniz.

Be Sociable, Share!