Ana Sayfa

Keşkül Dergisi 46. Sayı: Harem Kudüs ve Mukaddesat

Hürmet edilen yer mânâsına gelen harem, yeryüzünde üç beldeyi ifade eder: Mekke-i Mükerreme, Medîne-i Münevvere ve Kudüs-i Şerîf. Mekke, Allah’ın haremidir ve Allah’ın koruması altındadır. Medîne, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in haremidir ve bu şerefli toprak da Allah’ın hıfz u himâyesi altındadır. Mekke ve Medîne’ye uzanan eller Allah’ın kudret eliyle kırılır. Kudüs ise ümmet-i Muhammed’in haremidir, bu emâneti korumak, ümmet-i Muhammed’in üzerine vecîbedir. Ona uzanan eller, Allah’ın kulları vâsıtasıyla kırılır.

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 45. Sayı: Devran

Keskul-45“YÖRÜK DEĞİRMENLER GİBİ DÖNERLER

EL ELE VERMİŞLER HAKK’A GİDERLER”

 “Bir zikir meclisinde zikrullah ya kuûden yani oturularak, ya kıyamda, ayakta durularak yahut devrân edilerek yani dönülerek icrâ edilir. Bu üç farklı tavır aynı zamanda coğrafî ve kültürel üç farklı havzaya ve meşrebe işaret eder. Efendimiz (s.a.s.)’in teşrifi ile beraber ilk olarak Hicaz bölgesinde zuhûr eden meşrepler daha çok kuûden zikretmişler daha sonrasında Şam havzasına yayılan Kâdiriyye, Rifaiyye, Sadiyye gibi mektepler ise zikir cemiyetinde kıyam etmişlerdir.

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 44. Sayı: Sohbet

“SOHBET KALIPLARIN DEĞİL KALPLERİN BULUŞMASIDIR”

 KEŞKÜL’ÜN 44. SAYISINDA ‘SOHBET’ VAR

 Allah erlerinin sözleri, tesiri çok kuvvetli bir iksirdir. Bunun sırrı, sözlerinin güzelliği veya konuşma kabiliyetlerinin yüksek oluşunda değil, sözün mahrecinin kalp oluşunda gizlidir. Atâullah İskenderî Hazretleri der ki: ‘Her söz bulunduğu kalbin elbisesini giyerek ağızdan çıkar.’ İşte bu sebeple ‘sohbet’ el-Kelâm sıfatında ifnâ olan zâtın yaptığı konuşmaya denir. Onun ağzından konuşan Allah (c.c.)’tır. Zaten sohbetin sahibi de O’dur.  

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 43. Sayı: Su Medeniyeti

KEŞKÜL DERGİSİ’NİN 43. SAYISI: SU MEDENİYETİ

Sûfîler suyu, Hak’tan akıp gelen feyze, berekete, nimete, ilme, ma’rifete ve kalbin manevî hallerine benzetir ve suyun temizleme özelliğine bilhassa vurgu yaparlar. Su bir şifa kaynağıdır, maneviyat suya sirayet eder. Bu sebeple ki suyun bir hafızasının olduğu ve bilgiyi taşıdığı gerçeği bilim için yenidir, sûfîler için bu, hep bilinen bir gerçek olmuştur. Bu yüzden maddî manevî hastalığı bulunanlar, her dâim mânânın sirâyet ettiği sudan şifâ bulmuştur, bulmaya da devam etmekteler.

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 42. Sayı: Devlet

“DEVLETİMİZ ADL İLE TÂ KIYAMET PÂYİDAR OLSUN”

KEŞKÜL DERGİSİ’NİN 42. SAYISI: ‘DEVLET’

Kadîm medeniyetimizde devlete itaat etmek, Allah’a itaat etmek gibidir. Âlemin merkezindeki sultân, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Mensubu bulunduğu milletin mücessem hali olan sultân, Allah Teâlâ’nın emirlerini uygular. Ve din, devlet ve millet üçlüsü birbirinin tamamlayıcısıdır.

 

 

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 41. Sayı: Yemek Âdâbı Lokma

“MUHABBET ADAMI DA PİŞİRİR YEMEĞİ DE”

“TASAVVUFTA LOKMA” KEŞKÜL DERGİSİ’NİN 41. SAYISINDA

Dervişlik mesleğinde olanların yanı sıra asırlarca fakir fukaranın, kimsesizlerin, maddî manevî müşkülü ve psikolojik problemleri bulunanların sığınağı olan tekkelerher sosyal statüden insanın muhabbetle edeb tahsil ettiği mekânlar olmuş, kurulan bereketli sofralarda yenilen lokmalarla doyan insanlar, yine bu emsalsiz mekânlarda kurulan irfan sofralarından nasibdar olmuştur.

 

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 40. Sayı: Yeseviyye

UNESCO’nun, Hoca Ahmed Yesevî Hazretleri’nin vefatının 850. yıldönümü nedeniyle 2016-2017 yılını Ahmed Yesevî Yılı ilan etmesiyle birlikte yıl boyunca çeşitli sempozyumlar ve etkinlikler düzenlendi. Karar kapsamında yapılan bu sempozyum ve etkinliklerin büyük çoğunluğu Ahmed Yesevî Hazretleri heterodoks muydu, değil miydi; efsane miydi gerçek miydi demekten öteye geçemese de UNESCO’nun aldığı bu tür kararlar, hem hâfızaları diri tutması açısından çok önemli hem de güzel çalışmaların yapılmasına vesile oluyor.

 


yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 37. Sayı: Balkanlar Ve Rûmeli

Keşkül 37_Kapak

‘RÛMELİ’ DİYE YAZILIR, ‘OSMANLI’ DİYE OKUNUR

Bir zamanlar hepimiz cihanşümul bir devletin çocuklarıydık. Anadolu’su, Rûmeli’si, Filistin’i, Suriye’si, Kırım’ı hepsi bir bütündü. O sebeptendir ki kimimizin bir tarafı Arap bir tarafı Boşnak’tır; kimimizinki Arnavut, kimimizinki Ahıska Türkü… Günün birinde dedemizin evlâd-ı Fâtihân’dan olduğunu öğreniriz de bir meraktır alır yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 36. Sayı: İstanbul Sırrı

İslâm medeniyetinin Osmanlı’da tecelli ettiği, görünür olduğu şehirdir İstanbul. Bu sebepledir ki İslâm coğrafyasında en çok câmi, mescid, tekke ve zâviyenin bulunduğu beldedir. Medeniyetin bu Osmanlı yorumunda maya âdetâ ‘aşk’tır ve Kostantinopol o maya ile yeniden yoğrulup İslâmbol olmuştur.Başta Eyüp’te Mihmândâr-ı Resûlullah Hz. Hâlid ebâ Eyyûb el-Ensârî ve Fatih’te yine Efendimiz (s.a.s.)’in “Ne güzel kumandandır.” diye müjdelediği Fatih Sultan Mehmed Han birer alemdir. yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 35. Sayı: Şehîdlik ve Şehadet

Keskul 35 kapak
“Ruslar Erzurum’dan çekilirken, dinimden dönmem diyen bir er kişiyi katran dolu kaynar kazana sarkıtmışlar. Tam bu esnada müstesnâ binlerce çiçeğin bulunduğu bir bahçe açılmış önüne ve Havz-ı Kevser’den ikram edilmiş. Dudakları Havz-ı Kevser’e değer değmez kendisini yerde bulmuş. Meğer o sırada dudakları katrana değiyormuş ve askerimiz yetiştiği için Rusların elinden kurtulmuş. O günden sonra bir şehîd haberi duyduğunda “Oh oh oh!” der ağzını şapırdatırmış.” yazının devamı için tıklayın…