Kenan Gürsoy Röportajı

KENAN GÜRSOY, 1950 yılında Ankara’da doğdu. Orta öğrenimini Saint Benoit Fransız Erkek Lisesi’nde tamamladıktan sonra Fransız Hükümeti’nin vermiş olduğu bir bursla Fransa’ya gitti ve Rennes ve Paris-Sorbonne Üniversitelerinde felsefe alanında eğitim gördü. Yurda dönüşünden hemen sonra Atatürk Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde asistan oldu. 1979 yılında felsefe doktoru, 1983 yılında doçent, 1989 yılında profesör unvanlarını aldı. 1984 yılından itibaren Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde görev yapan Gürsoy, 1997 yılından beri Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi kadrosunda yer almaktadır ve hâlen bu üniversitenin Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanıdır.  yazının devamı için tıklayın…

Savaş Metafiziği Ve Sembolik Silahlar – Rene Guenon

Daha önce sembolik çiçeklerden bahsederken, Graal Destanı’nda kupanın tamamlayıcı bir sembolü olan ve “Âlemin Kutbu” nun (Axe du Monde) birçok figüründen birisi olan mızrağa atıfta bulunmuştuk.2 Bu sapanın, aynı zamanda bir ‘Semavî Işın’ sembolü olduğunu da söylemiştik. Ve başka bir yerde yapmış olduğumuz tespitlerden yola çıkarak bu her iki anlamın da temeli aynıdır3 ancak bu durum temelde eşit olan kılıç ve okla birlikte sapanın da bazen güneş ışığına asimile edildiğini açıklamaktadır. Tabi ki kutupsal ve şemsî (güneşe ait) semboller hiçbir zaman birbirine karıştırılmamalıdır.  yazının devamı için tıklayın…

Leyla İpekçi Röportajı

Kalemin İniş Çıkışları Onun Secdesi Ve Kıyamıdır

Rabbimin bana emanet ettiği harfleri, kelimeleri O’na geri vereceğim.” diyen edebiyatçı-yazar Leyla İpekçi ile içinden geçtiklerini, bu esnada yaşadığı dönüşümü, unuttuğu dili yeniden bulma serüvenini ve bu eksende son kitabı “Başkası Olduğun Yer”i konuştuk. Sözler başka sözleri araladı, sohbet kendi dilini kurdu. yazının devamı için tıklayın…

Türk Dînî Mûsikîsinde Mevlid Geleneği – Nuri Özcan

Mevlid kelimesi sözlükte doğmak, doğum yeri ve doğum zamanı gibi anlamlara gelmektedir. Mevlid, İslâm edebiyatı ve sanatında Resûl-ü Ekrem’in doğum yıldönümünde yapılan merasimlere isim olmasının yanı sıra bu törenlerde okunmak üzere yazılmış eserlerin de ortakadıdır. Mevlid kelimesini, “yeni doğan” anlamına gelen “Mevlüd”den ayırmak gerekir. yazının devamı için tıklayın…

Seyyid Nesîmî’nin Aşk Çeyizi – Ömür Ceylan

Bir zamanlar bu coğrafyanın “şeb-i arûs”unu hayat takviminde kendi belirleyen âşıkları vardı. Onlar;en hakîkî mânâsıyla birer aşk fedâisiydiler ve ömürlerini düğün gecelerine hazırlık yapmakla geçirdiler. O gece, sevdiklerine mahcup olmamak için atsız pusatsız sefere mi çıkmadılar, kelle koltukta kılıç mı çalmadılar. Mehir bedelini nefs iklimine yaptıkları seferlerden, yüz görümlüğünü mâsivâ diyarlarında toplanan ganimetlerden devşirdiler.
yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 15. Sayı

Bu sayımızda Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin Fethu’r-rabbânî ismiyle meşhur vaazlarının toplandığı eserinden kaleme alınan 11. Meclis adlı konuşmasını nazar-ı dikkatlerinize sunuyoruz.

M. Erol Kılıç’ın Birbirini Anlamak Problemi ve Sûfî Bakış Açısı adlı makalesi, günümüz insanının, modernitenin kazandırdığı bakış açısıyla çözemediği ve çözemeyeceği en önemli problemine, birbirini anlamak problemine sûfî bakış açısıyla yol gösteriyor.

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 14. Sayı

Tasavvuf, esasında bir ahlâkî temizlenme yoludur. Bu temiz­lenme işi, insan olan varlığımızdan hareket ederek Allah’a kadar götüren bir yolculuğun sonucudur. Bu yolculuk, sonu olan varlığın daha yaşarken sonsuzluğa atlayışıdır; fenâdan bekaya sıçrayışıdır. Bu sıçrayış, gelişigüzel yapılan bir hamle ile olmuyor. Onun âdabı, erkânı, usûlü vardır.

 

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 11. Sayı

“Tanrı erlerinin uykuları, uyku değildir. Belki de uyanıklığın tam kendisidir. Çünkü öyle şeyler vardır ki, insana uyanıklıkta gösterilmez. İnceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin. İnsan Kâmil olunca da, ona artık perdesiz gösterirler.”
Şems-i Tebrizî, Makâlât

 

yazının devamı için tıklayın…

Şarkın Ezeli Sevgilisi: Leylâ

Necit çöllerinin kavruk sarısı ile zifiri gece karanlığının bir olup, aşkına “kara sevda” diyen ve sevdasını “sararmış benizler”le belgeleyen bir iklime hediye ettiği güzeldir Leylâ…

Geceden ad alıp geceye nam veren, tarihin en “gece bahtlı” sevdalısıdır o…

Gözleri, saçtığı masumiyet parıltılarıyla ışığı mahcup eden bir çift kara elmastır ve saçları, alın yazılarındaki kader kıvrımlarını mahkum eden bir kara zindan…

yazının devamı için tıklayın…

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. ve Hz. Mevlânâ

Biz dertlerin devası, çaresizlerin çaresiyiz. Meclislerde şaraba benzeriz, neşe dağıtırız. Savaşta Hz.Ali’nin Zülfikâr’ıyız. şükretmede sanki kaynağız, sabretmede mermer kaya gibiyiz. Biz Hz.Ahmed’in tevhid müjdesini vermedeyiz. Hz.Îsâ gibi çocukken beşikte konuşuruz.”1“Biz zengin olmadığımız, yüksek mevkilerde bulunmadığımız hâlde çok üstün, önde gelen sultanız. Maiyeti, orduları olmayan yüce bir padişahız.”

yazının devamı için tıklayın…