Emin Işık Röportajı

1936 yılında Hatay merkez ilçeye bağlı Karmanca Köyü’nde doğdu. İlk dinî eğitimini aynı zamanda köyün imamı olan babası Hoca fiemseddîn Efendi’den talim etti. İlkokuldan sonra iki yıl Antakya Kur’ân Kursu’nda talim okudu, hafızlık yaptı. yazının devamı için tıklayın…

Mehter’in Tarih İçindeki Ritmi – Muhammed Yusuf Günay

Mehter büyük anlamına gelen meh kelimesi ile “tafdil=büyüklenme” edatı olan ter kelimesinden teşekkül etmiş Farsça bir kelimedir. En büyük, âzâm, ekber, ulu mânâsına gelmektedir.1 Mehter kelimesi kimi İslâm devletlerinde büyük rütbeli memurlar ve bazı müesseseler için isim olarak kullanılmışsa da şu an akla gelen ilk mânâsı Osmanlı İmparatorluğu’nda Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasına kadar askerî müzik icra eden ve millî havalar çalan askerî mızıka takımıdır. Mehter kelimesinin Osmanlılara ne zaman ve nasıl geçtiği ne yazık ki şu anda bilinmiyor. Yavuz Sultan Selim dönemindeki vesikalarda “mehter” kelimesinin çokça zikredilmesi bu kelimenin Memluk ülkesinin fethiyle dile kazandırıldığını düşündürtse de mehter kelimesinin Fatih dönemindeki vesikalarda da geçtiğinin tespiti bu düşüncenin inandırıcılığını kaybettirmiştir. yazının devamı için tıklayın…

İrfanın Kayboluşu Ve Neticeleri

İrfanî idrak en kat’î anlamıyla, feylesofların “akl-ı bi’lfiil” diye nitelendirdikleri insanlığın zirvesinde, yani insan nefsinin tekâmül etmiş halinde zuhûr eder. Böylesi yüksek bir idrak, saf biliş ve irfan âleminden düşüp de lisan seviyesine tenezzül ettiğinde onu kelimeler elbisesine sıkıştırma gayretimiz başlar ki zâhirî lisan bundan her zaman âciz kalır. yazının devamı için tıklayın…

Birbirini Anlamak Problemi

İnsanın en yukarı derecedeki şuur düzeyi olarak tarif edebileceğimiz “tevhîd”i kendi enfüsî çalışmalarında gerçekleştirmiş İslâm âriflerinin bu yüksek mertebenin mâhasalını kendi içlerinden dışarıya, içerisinde yaşadıkları cemiyete de yansıtmaları tabiî bir sonuçtur. yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Artık Sufi Kitap’ta

Tasavvuf, sadece geçmişe ait bir ilim dalı değil, çoğu zaman farkında olamasak da hayatımızı şekillendiren, günlük yaşantımızda varlığını sıkça hissettiğimiz bir terbiye sistemi. İnsanı noksanlıklarından kurtararak kemâle erdirme gayesinde olan tasavvuf, elbette İslâm’dan ayrı değil. yazının devamı için tıklayın…

Kenan Gürsoy Röportajı

KENAN GÜRSOY, 1950 yılında Ankara’da doğdu. Orta öğrenimini Saint Benoit Fransız Erkek Lisesi’nde tamamladıktan sonra Fransız Hükümeti’nin vermiş olduğu bir bursla Fransa’ya gitti ve Rennes ve Paris-Sorbonne Üniversitelerinde felsefe alanında eğitim gördü. Yurda dönüşünden hemen sonra Atatürk Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde asistan oldu. 1979 yılında felsefe doktoru, 1983 yılında doçent, 1989 yılında profesör unvanlarını aldı. 1984 yılından itibaren Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde görev yapan Gürsoy, 1997 yılından beri Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi kadrosunda yer almaktadır ve hâlen bu üniversitenin Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanıdır. Daha çok etik (ahlâk felsefesi), dinler arası etik, tasavvuf ve ekzistans felsefesi gibi alanlarda çalışmalar yapan Gürsoy’un; Bir Felsefe Geleneğimiz Var mı, Traduction et Commentaire de Maquamat al Awliya de Akşemseddin, Jean-Paul Sartre Ateizmin Doğurduğu Problemler, Ekzistans ve Felsefe Üzerine Görüşler, Maurice Merleau-Ponty’de İdrak Problemine Giriş adlı kitapları bulunmaktadır. yazının devamı için tıklayın…

Leyla İpekçi Röportajı

Kalemin İniş Çıkışları Onun Secdesi Ve Kıyamıdır

Rabbimin bana emanet ettiği harfleri, kelimeleri O’na geri vereceğim.” diyen edebiyatçı-yazar Leyla İpekçi ile içinden geçtiklerini, bu esnada yaşadığı dönüşümü, unuttuğu dili yeniden bulma serüvenini ve bu eksende son kitabı “Başkası Olduğun Yer”i konuştuk. Sözler başka sözleri araladı, sohbet kendi dilini kurdu. yazının devamı için tıklayın…