ŞEYH GÂLİB’E GÖRE HAZRET-İ İNSAN – Mustafa ÖZÇELİK

Doğu irfanının büyük bilgesi Sadî Şirazî, “İnsan nedir?” sorusuna “Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe” yani “İnsan üç beş damla kan ve bin bir endîşedir.” şeklinde bir cevap veriyor. Bu, şüphesiz ki bir bilgenin, bir sûfînin bütüncül bir insan tanımı değildir. Sadî, bu sözüyle insanın dizginleyemediği ihtiras ve arzularıyla ne hale gelebileceğini belirterek, insanın “kan ve endişe”den öte bir anlamı olması gerektiğini söylemek istiyor.

yazının devamı için tıklayın…

METAFİZİK BİR İLKE OLARAK İNSAN-İ KÂMİL – Abdullah KARTAL

Tasavvuf, İslâm düşüncesine pek çok açıdan yeni boyutlar kazandırmış bir ilim olma özelliği ile her zaman dikkat çekmiştir. Tasavvufun bu katkısı, yeni kavramlar üretme şeklinde olduğu gibi mevcut kavramlara yeni ve farklı anlamlar yükleme şeklinde de olmuştur. İnsan-ı kâmil kavramı, sûfîlerin üretip anlam yüklemesinde bulundukları ıstılahlardan yalnızca bir tanesidir.

yazının devamı için tıklayın…

Kur’an ve İnsan – Emin Işık

Var olmak, varlığından haberdar olmaktır…

İnsan, dünyanın sonu ne olacak, kıyamet ne zaman kopacak diye düşünmeden önce, benim sonum ne olacak diye düşünür. Bu düşünce, onun bencilliğinden kaynaklanmış olsa da yanlış ve haksız sayılmaz. Bundan dolayı kınanmaz. Niçin böyle düşünüyorsun, neden kendi âkıbetini bu kadar merak ediyorsun denilemez. Çünkü biz de öncelikle kendi geleceğimizi düşünürüz ve düşünmek zorundayız. Çünkü kendi hayatımızdan kendimiz sorumluyuz. Bu bilinç, bizi insan yapan ve öteki canlılardan ayıran en belli başlı özelliğimizdir. Bir özelliğimiz de kendi kendimizi istediğimiz yönde geliştirebilmemizdir. yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 17. Sayı: Hazret-i İnsan

Hazret-i insan ya da kendisi de bir hazret-i insan olan İbnü’l-Arabî Hazretleri’nin deyişiyle insan-ı kâmil. Hakk’a ve halka ait bütün varlık mertebelerinin kendisinde cem’ olduğu ve Cenâb-ı Hakk’ın, ruhumdan ruh üfledim buyurduğu insan, hem bu özelliği hem de Hakk’ın sûretinde yaratılmış olması hasebiyle âlemdeki varlıkların en kâmilidir zaten.

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 16. Sayı: Su

“KEŞKÜL”ÜMÜZDE BU DEFA “SU” VAR

Üç ayda bir yayımlanan Keşkül dergisi, Ağustos ayı ortasında çıkacak Sonbahar sayısını hayat veren ve hayatı şekillendiren “Su” ya ayırdı.

“Suyun bir zerresi ile deryası arasında aynı derecede edepli olmak” düsturu üzerinden yola çıkan 16. sayıda İslâm medeniyeti ve su ilişkisi,

 

yazının devamı için tıklayın…

Gözlerin Bir İçim Su – Mustafa Kara

Gözlerin bir içim su
İçim yandı doğrusu
Öpeyim gözlerinden
Kalmaz gönül korkusu

Evliya Çelebi Bursa’yı ziyaret ettiğinde bu şehrin güzelliklerini, su ve çeşmelerini uzun uzun anlattıktan sonra sözü şöyle bağlar: “Velhasıl Bursa sudan ibarettir.” Aslında sadece “Bursa sudan ibaret” değildir.  yazının devamı için tıklayın…

Sadrettin Özçimi Röportajı

Röportaj: Pınar Zengin, Sema Özkul
Fotoğraflar: Adem Özkul

1955’te Konya’da doğan Sadrettin Özçimi, Sadettin Kaynak’ın talebelerinden Fevzi Özçimi’nin oğludur. İlk orta ve lise eğitimini Konya’da, yüksek öğrenimini İTÜ Türk Mûsıkîsi Devlet Konservatuarı’nın Temel Bilimler Bölümü’nde ney sazı üzerine tamamladı.  yazının devamı için tıklayın…

Muhyiddin Şekûr Röportajı

Ohio, Cleveland’da doğan Muhyiddin Şekûr 1973’te ABD Kent Eyalet Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık bilim dalından doktora derecesi aldı. Ülkemizde ilk baskısı 1994 yılında yapılan ve kendisinin İslâm’ı tanıma sürecinden itibaren geçen ilk 10 senesini anlattığı “Su Üstüne Yazı Yazmak” adlı kitabıyla tanındı.  yazının devamı için tıklayın…

Suyla Örtünmek – Leyla İpekçi

Gecenin içinde rahat edersin. Henüz ayak basılmadık diyarlar yakına gelir, bir görünüp bir kaybolurlar. Uğultu duyulur uzaklardan. Derken bir yıldız, aşağı sarkıttığı ipiyle yukarı çeker seni, kendine ayırır. Melekler altın suyuna batmış bir kabın kenarında titreşmektedir. Billur sular, durgun sular çalkanır masumiyet ikliminde. Ay dalgalanır sac kaplarda…  yazının devamı için tıklayın…