Keşkül Dergisi 22.Sayı: Bektâşiyye

MEŞREPLER FARKLI OLSA DA MENZİL DEĞİŞMEZ

TARÎKAT-I BEKTÂŞİYYE KEŞKÜL’DE

Keşkül Dergisi, 22. sayısında sayfalarını Tarîk-i Nazenîn’e, ‘Bektâşiyye’ye ayırdı. Her sayıda olduğu gibi bu sayıda da zengin içeriği ve görselliğiyle öne çıkan dergi, konuları ele alış ve işleyiş biçimiyle de fark ediliyor. yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 20. Sayı: Nakşibendiyye

keşkül 20“Nakşibendî dergâhıdır bu makam-ı dilküşâ

İşte meydân-ı muhabbet gel azizîm merhabâ”

Tek gayesi insanı Yaratıcı’sına sâlimen ulaştırmak olan bu nurlu yolların en önemlilerinden birisi de hiç kuşkusuz Nakşibendiyye yoludur. Kendisine kadar Hâcegân Yolu olarak bilinen tarîkatı Nakşibendiyye’ye dönüştürerek devam ettiren gönüller sultanı, velîler serdarı Hâce Muhammed Bahâuddîn-i Şâh-ı Nakşibendî (k.s.), günümüze kadar gelen ve  yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 19. Sayı : Mevleviyye

keşkül 19“Aşk Kaydında Olan Kişi Baş Kaydında Değildir”

Hz. Pîr Mevlânâ Muhammed Celâleddîn Rûmî (k.s.)Cenâb-ı Hakk, bilinmekliğini murad etti. Lûtfuyla kelâmını indirdi… Ve kelâmını beyân edecek peygamberlerle kullarına ikramda bulundu. Nuru evvel, gönderilişi sonra olan iki cihan serveri Efendimiz (s.a.s.)’i gönderdi. Böylece biz, Efendimiz (s.a.s.)’in ümmeti olarak dünyaya gelmekle Allah Teâlâ’nın en büyük rahmet ve merhametine mazhar olduk.

yazının devamı için tıklayın…

HZ.MEVLÂNÂ’NIN BABASININ MÜRSIDI…

 

Ticaretle meşgul olan bir ailenin çocuğu olarak 1145 yılında Harezm’in Hive şehrinde dünyaya gelen Ahmed, ilk tahsilini bu şehirde yaptı. Daha sonra, dinî ilimlerde derinleşmek gayesiyle ilmî yolculuklara başladı. Nişâbur, Tebriz, Hemedan, İsfahan, Mekke, İskenderiye gibi o dönemin ilim ve irfan merkezlerinde tahsil ve terbiyesine devam etti. Dinî ilimler ve özellikle hadîs ilmiyle yakından ilgilenen Ahmed b. Ömer, hocaları ve arkadaşlarıyla yazının devamı için tıklayın…

BELH’TEN ANADOLU’YA AKAN MEDENİYET ARKI BİLAL KEMİKLİ

 

Bugün pek çok kimse tarafından bilinmese de Belh, ilim ve kültür tarihimize seçkin değerler yetiştirmiş bereketli bir şehirdir. Çok bereketli bir şehir; tıpkı Bağdat, Şam, Basra, Kûfe, Kahire, Buhara, Semerkand, Merv, Tus, Nişâbur ve Mehne gibi… Bu bereketli şehirlerden bazıları, tarih ırmağının hırçın dalgaları arasında kaybolup gitti. Birkaç yıl önce, Ebû Said Ebu’l-Hayr’ı yetiştiren yazının devamı için tıklayın…

İSTANBUL MEVLEVÎHÂNELERİNİN MİMÂRÎSİ

Hamdi Tanpınar Mevlevîliğin oluşumu için şunları söyler… “Tarîkat olarak Mevlevîliği esas çizgileriyle Sultan Veled kurar. Fakat teşrifatı, nezaketi, terbiyesi, sülûkun ve âyinin erkânı tıpkı mûsıkîsi gibi daha sonraki zamanın, Osmanlı devrinin ve biraz da İstanbul’undur.”1 Kanaatimce üstadın kullandığı ‘biraz da İstanbul’undur’ tâbirini ‘özellikle İstanbul’undur’ şeklinde değiştirmek de mümkündür.

Mevlevîliğin kültürel gelişiminde başrolü oynadığına inandığım İstanbul’da söz konusu tarîkatın faaliyet merkezleri olan Mevlevîhânelerin mimârîsi iki ana başlık altında yazının devamı için tıklayın…

HZ. MEVLÂNÂ’NIN GÖZÜYLE ALLAH RESÛLÜ – HAFIZ HÜSEYİN TOP

Nurunu Allah Resûlü’nden  alan Hz. Mevlânâ, tasavvvvuf âlemini aydınlatan, İslâm’ın en parlak güneşidir. Güneş nur saçar, Mevlânâ ise ebediyet nurunu sunar. Sevgi kadar, nur kadar sonsuzdur o. Gök kubbeye armağan ettttiği ölümsüz deyişlerle, rengiyle, deseniyle sonsuz bir okyanustur Mevlânâ. Eserleri, tesiri, imânı, aşkı ve erişilmez san’atı ile peşinde bıraktığı silinmez izlerle, sonsuzluk saltanatına mührünü basmıştır o.

yazının devamı için tıklayın…