Keşkül Artık Sufi Kitap’ta

Tasavvuf, sadece geçmişe ait bir ilim dalı değil, çoğu zaman farkında olamasak da hayatımızı şekillendiren, günlük yaşantımızda varlığını sıkça hissettiğimiz bir terbiye sistemi. İnsanı noksanlıklarından kurtararak kemâle erdirme gayesinde olan tasavvuf, elbette İslâm’dan ayrı değil.
Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin şu kıymetli sözleri bunun en sarîh ifadesi: “İslâm dininin dışına çıkanlarla bizim bir işimiz yoktur. Biz onlardan uzağız. Bizim halimizi bizim âlemimize geçenler idrak edebilir. Zâhirî süslerle uğraşanlar, halka şirin görünmeye çalışanlar değil, iç âlemini zengin kılmaya çalışanlar anlar bizi. İşin özünü, aslını kaybeden ve böylece bu âlemin dışında kalanlar nasibdar olamaz. Onlara takılan lakaplar ister maddî ister mânevî olsun bir ifle yaramaz.”

İnsanımıza tasavvufun hâlâ yaşanmakta olan bir hal ilmi olduğunu, dinden ve hayattan bağımsız bir öğreti olmadığını ve tasavvuf estetiğini anlatan, tasavvuf kültürünü aktaran, dizaynıyla, içeriğiyle özgün bir dergi olan Keşkül, 2004 yılı haziranında yayın hayatına başladı. Adını içinde birçok sırrı barındıran, fakrı temsil eden ve birleştirici özelliği olan derviş çeyizinden aldı. Kısıtlı imkânlarına rağmen kalitesinden ödün vermeyerek kısa zamanda adından söz ettiren bir dergi oldu. Sizlerin de bildiği gibi maddî destek olmaksızın dergilerin hayatlarını devam ettirmesi ne yazık ki çok zor. Başlangıçta maddî destek vaad ederek bizimle birlikte yola çıkanlar maalesef sözlerinde durmadılar ve yolda bizi yalnız bıraktılar. Zaman içinde çalışanlarımızdan bazıları farklı algılamaları sonucu projeyi tek başlarına sahiplenip, ortaya konulan sahih ve temiz niyetleri bulandırarak kendi düşüncelerini vakıanın kendisi gibi her platformda dillendirdiler. Onların bu yanlışı yönlendirmeleri sâdık okuyucularımıza derginin kapatılıp bir daha yayınlanmayacağı şeklinde yansıdı. Yayın camiası bile Keşkül’ün yayın hayatına son verdiği şeklindeki yalan haberlere maruz kaldı. Bunların yanı sıra, dinî içerikli bir dergi olmamız hasebiyle reklam gelirlerinden de yoksun kaldık. Tüm bu olumsuzluklara rağmen dergimiz bu işe samimiyetle gönül vermiş, hizmet ehli bir veya birkaç kişinin ciddi maddî ve mânevî fedakârlıkları sonucu düzenli bir periyodda olmamakla beraber bugünlere ulaştı.

Bütün bunlar geçmişte kaldı. Artık yayın hayatımıza ülkemizin büyük ve seçkin yayınevlerinden Timaş’la devam edeceğiz. Gerek tanıtım, reklam, promosyon gerekse yayın ve dağıtım anlamında Timaş’ın Keşkül’e vereceği katkılar bizi daha kaliteli ve sürekli bir çizgi tutturmada yüreklendirecek. Bundan sonra Timaş’ın bir yayını olarak yoluna devam edecek olan Keşkül, siz değerli okuyucularına düzenli periyodlar halinde ulaşacak. İnanıyoruz ki Keşkül dergisi Timaş gibi güçlü bir çatı altında satış grafiği yükselen ve hak ettiği değeri bulacak bir dergi olacaktır. Bu meyanda Keşkül’e inanarak dergiyi Timaş bünyesine dahil eden Sayın Osman Nuri Öztürk Beyefendi’ye, Keşkül ekibine Timaş Yayınları’nın bütün imkânlarını sunan Sayın Osman Okçu Beyefendi’ye ve bu birlikteliği sağlamada büyük pay sahibi olan Sayın Emine Eroğlu Hanımefendi’ye ve tüm Timaş çalışanlarına içten teşekkürlerimizi sunarız.

Bu sayımızda Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin Fethu’r-rabbânî ismiyle meşhur vaazlarının toplandığı eserinden kaleme alınan 11. Meclis adlı konuşmasını nazar-ı dikkatlerinize sunuyoruz. M. Erol Kılıç’ın Birbirini Anlamak Problemi ve Sûfî Bakış Açısı adlı makalesi, günümüz insanının, modernitenin kazandırdığı bakış açısıyla çözemediği ve çözemeyeceği en önemli problemine, birbirini anlamak problemine sûfî bakış açısıyla yol gösteriyor. William C. Chittick, irfanî ilim ile menkûl bilginin farklarını anlatarak başladığı İrfanın Kayboluşu ve Neticeleri adlı yazısında Müslüman toplumlarda süreç içerisinde irfanî geleneğin nasıl kaybedildiğini, bunun sonucunda ortaya çıkan zihinsel bölünmeyi ve neticede şu anda içinde bulunduğumuz hali çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Sezai Küçük, insanların kendilerini dünya denizinde fırtınalardan korumak için sığındıkları sâhil-i selâmet limanlar olarak tanımladığı tekkelerden birini Beşiktaş Mevlevîhanesi bir diğer adıyla Bahariye Mevlevihanesi’ni ve son şeyhi Hasan Nazif Dede’yi anlatıyor.
Yazı yazmanın, hat meşk etmenin edep işi olduğunu, talim ederken sadece harflerin değil talim edenin de ıslah olduğunu vurgulayan Ahmed Sacid’in Hatt’ın Edebi adlı yazısında bu  terbiyeye dikkat çeken Müstakîmzâde Süleyman Sadeddîn Efendi’nin ‘Hattatlar tabakâtı’ olarak vasıflandırılabilecek eserinin son kısmında yer alan birtakım kaideleri okuyacaksınız. Dergimizin bu 15. sayısında ayrıca birbirinden kıymetli zâtlarla gerçeklefltirilmiş dört röportaj bulacaksınız. Okunan her bir yazının sadra şifa olması temennisiyle…

Makalenin devamını Keşkül Dergisi’nin 15.sayısında bulabilirsiniz.

Abonelik hakkında 0212 511 24 24 numaralı telefondan bilgi alabilirsiniz.

Be Sociable, Share!