İrfanın Kayboluşu ve Neticeleri

İrfanî idrak en kat’î anlamıyla, feylesofların “akl-ı bi’lfiil” diye nitelendirdikleri insanlığın zirvesinde, yani insan nefsinin tekâmül etmiş halinde zuhûr eder. Böylesi yüksek bir idrak, saf biliş ve irfan âleminden düşüp de lisan seviyesine tenezzül ettiğinde onu kelimeler elbisesine sıkıştırma gayretimiz başlar ki zâhirî lisan bundan her zaman âciz kalır.

Başlangıç olarak şunu ifade edelim ki, sözlü ifade sadece menkûl, yani nakledilen ilimdir, bi’l-fiil idrak değil. Yine de şükretmeliyiz ki bu iki tür ilmin arasına İslâm’da daima bir sınır çekilmiştir. İşte benim hemen başlangıçta berraklaştırmak istediğim de bu farklılık. Bunun hemen akabinde de irfanî bilginin hayatî önemine bigâne kalınmasının sadece Müslümanların değil umumen tüm beşeriyetin maruz kaldığı krizleri nasıl körüklediği hakkında önermelerde bulunacağım.

İslâm’ın irfanî geleneği dört temel konuya hitap etmiştir: Allah, kâinat, nefsi ve ruhuyla insan ve kifliler arası ilişkiler. İlk üçü bizim algıladığımız şekilleriyle hakîkatin temel unsurlarıdır. Dördüncüsü ise, ilk üçünün tetkîki neticesi ortaya çıkan pürüzsüz, katışıksız ve aksiyona hazır bilgiyi beşerin fiillerinin zuhûr ettiği âleme tatbik eder. Elbette ki kişi bütün bu konuları Kur’ân ve hadîs gibi menkûl ilmin en yetkin ve başlıca iki kaynağından okuyup araştırabilir, ancak kişinin okunan bilgiyi irfan süzgecinden geçirip kendine mâl etmesi başlı başına ayrı bir meseledir. Menkûl ilim, irfanî gelenekte tâlibin ilmini fiiliyata döküp taklitten tahkike yükseltmesi için yol gösterici bir rol oynar.

İrfanî İlim (tahkik) ile Naklolunan Bilgi (taklit) Arasındaki Fark Menkûl bilgiyle irfanî ilmin arasındaki farkı anlamanın en iyi yolu belki de, aynı zamanda aralarındaki tahsil yolunun farklı-
lığını da ortaya koyan, “konu hakkında salahiyet kazanmış gerçek ehliyet sahiplerini takip etmek” anlamındaki taklit ve “gerçekleştirme, hakîkatini bulma” anlamındaki tahkik terimlerinin arasındaki farkı tefekkür etmektir. Herhangi bir din, kültür, toplum veya gruba dâhil olmak için kişi, hâlihazırda bunlara dâhil olan bireylerden sorup öğrenmelidir. Bu tür öğrenmeye taklit yoluyla öğrenme denir. Kutsal kitaplar, âyinler ve fıkıh bir yana, lisan ve kültürü bile bu şekilde ediniriz. İslâmî içeriğe dönecek olursak, menkûl ilim mirasını muhafaza etme mesuliyetini üstlenmiş olanlara ulemâ denir. Ulemâ, bildiklerine alâmet gösterebilen salahiyet ve ehliyet sahipleridir. Menkûl ilimde arka planı daima ‘neden’ sorusu, yani konunun, olayın illetini öğrenme arzusu teşkil eder. Birisi ulemâya, “şu veya bu akideyi neden kabul edeyim?” veya “Kişi neden namaz kılmalı ve oruç tutmalı?” diye sorduğunda ilk verilen temel cevap, “Çünkü Allah öyle emretti.” olur ki bu cevap, konu hakkındaki mevcut hükme Kur’ân ve sünnet temelinde varıldığını vurgulamaya yöneliktir. Aynı şekilde, ebeveynler çocuklarının konuşmasını dilbilgisi kaidelerine veya kullanımlarına dayanarak tashih ederler.

İrfanî ilim ise tamamen farklı bir mesele. Kişi, onu şayet kulaktan dolma bir şekilde kabul ediyorsa hiç anlamamış demektir. Matematik, otoritelere bağlı olmayan bir bilimdir. Bunun yerine kişinin kendi idrakinde ‘hay’ olup, hayata gelmesi gereken bir şeydir. Onu öğrenme sürecinde öğrencilerin ‘neden’ sorusuna cevap bulabilmeleri gerekir, yoksa diğerlerini kuru kuruya taklid ettikleriyle kalırlar. “İki kere iki, öğretmenim öyle söylediği için dört eder.” demenin hiçbir anlamı yoktur. Böyle olduğunu ya anlıyorsunuzdur ya anlamıyorsunuzdur. Neden öyle olduğunun hakîkatini kendi içinizde keşfetmeniz icab eder. Ârifân-ı billah hazerâtı, yani Müslüman bilgeler, irfana müteallik meselelerde taklidin başlangıç seviyesindeki bir tâlibin hali olmakla ibtidâî bir seviye arz ettiğini, dolayısıyla da bu işin erbabının hali olamayacağını; fakat menkûl mevzularda Kur’ân ve Peygamber’i taklit etmenin ise doğru yola revan olunduğunun göstergesi olduğunu belirte gelmişlerdir. Özetle, kendilerine has usulleri olan iki tür temel bilgi vardır. Taklit menkûl ilimler bahsinde ön plâna çıkarken tahkik, yani tahsil edilenin hakîkatini bulup yaşama hali de irfanî ilimlerin halidir.

Makalenin devamını Keşkül Dergisi’nin 15.sayısında bulabilirsiniz.

Abonelik hakkında 0212 511 24 24 numaralı telefondan bilgi alabilirsiniz.

Be Sociable, Share!