HZ. MEVLÂNÂ’NIN GÖZÜYLE ALLAH RESÛLÜ – HAFIZ HÜSEYİN TOP

Nurunu Allah Resûlü’nden  alan Hz. Mevlânâ, tasavvvvuf âlemini aydınlatan, İslâm’ın en parlak güneşidir. Güneş nur saçar, Mevlânâ ise ebediyet nurunu sunar. Sevgi kadar, nur kadar sonsuzdur o. Gök kubbeye armağan ettttiği ölümsüz deyişlerle, rengiyle, deseniyle sonsuz bir okyanustur Mevlânâ. Eserleri, tesiri, imânı, aşkı ve erişilmez san’atı ile peşinde bıraktığı silinmez izlerle, sonsuzluk saltanatına mührünü basmıştır o.

Mevlânâ hayatını üç kelimeyle özetler: Hamdım, yandım, piştim. O, Allah aşkıyla, Resûlullah sevdvdasıyla kalbini kebap eylemiş ve yangın yerine dönmüştütür. O aşk şehidinin küllerinin her zerresinden bugün bile ayrı bir volkan fışkırır.
O, yanan ve yakan bir sevdvda ocağıdır. “Kulunun nesi varsa, efendisinindir.”der; kendisini Allah’t’ta ve O’nun güz eller güz eli Resûlünde fânî kılar.
O, tevhîdin, yani insanları birleştirmenin ve Bir Allah’a kavuşturmanın sancağını taşır.

Mevlânâ, insana değer verir, insanı yüceltir de yüceltir. “Allah insanı kendi sûretinde yarattı.” hadîs-i şerîfi onun kıble-nümâsı olmuştur.
“Allah bütüütüütün varlıkları ‘Kün/ol!’ 1 emriyle yarattttı da, insan için “Onu iki elimle yarattım.” dedi2”, der.
Mevlânâ’â’ya göre insan, ‘nüsha-yı kübrâ’dâ’dâ’dır. İnsan gönlü Allah’ın barınağıdır.
Mevlânâ’â’nın izini sürenlerden ve sevgili evlâdâdlarından Şeyh Gâlib, insanı ne güz el de tarif eder:
Hoşca bak zâtına kim, zübde-i âlemsin sen; Merdüm-i dîde-i ekvân olan Âdem’sin sen.M evlânâ’â’ya göre ‘insan’,’, hayat ağacının en makul meyvesidir. Bu ağacın kökü ve gövdvdesi Hz.Hz. Muhammed (s.a.s.), dalları, yaprakları ve çiçekleriyse diğer peygamberlerle velîlerdir.İnsan, benliğinde Hakk’ın ruhunu, sonsuzluğun tohumunu barındırır.Allah kendi cemâl güz elliğini insan-ı kâmilde seyreder. Onun için Allah Resûlü; “Mü’min mü’minin aynasıdır.” der. ‘El’mü’ü’min’in Allah’ın isimlerinden olduğunu hatırlatır.

 

Yüce Yaradan’ın en parlak aynası Hz.Hz. Muhammed (s.a.s.)’d’dir. O, Hakk’ın nurunu yansıtan ‘nûr-i mübîn’d’dir.
Allah Resûlü,ü, kâinâtın yaratılış sebebidir, varlık âleminin özü ve özetidir. “Sen olmasaydın kâinâtı yaratmazdım.” hitâtâb-ı ilâhîsinin yegâne muhatabıdır.
O, vücut âlemine inen ilk nurdur. O, ilk insan, ilk peygamberdir.
“Allah önce benim nurumu yarattı.” “Ben peygamber iken Âdem, su ile balçık arasındaydı.” buyurdu, Efendimiz.
Fakîr de bu hadîs-i peygamberîleri şöyle arz etmiştim:
Evvelâ hâlk oldu nuru, Ahmed’in;
Nurundandır kâinât Muhammed’in.
Halkın evvel, ba’sin âhırdir senin,
Sen oldun cedd ü atâsı Âdem’in
O, gönüller sultanı, resûller imamıdır. Varlık bahçesinin en lezz etli meyvesi, cennetin kendisidir. İlâhî aşkın insan şeklindeki zuhûru, o Hakk’ın sönmez güneşi, sönmez nurudur. O batışı olmayan güneş, akşamı olmayan sabahtır. O ölümsüz ömürdür.
O, nübüvvet zincirinin son halkası, peygamberlik takviminin ilk ve son yaprağıdır.
O, vahyin güldestesi, Hakk’ın sesi, ilâhî âhengin bestesidir. Onun sevgisi, düdünya ve âhiret sermayesidir. O ne füsunkâr bir cemâldir ki gören âşık, görmeyen âşık ona.
O, rahmet güneşi, “Ve biz seni parlak bir ışık olarak gönderdik. ayetinin ışığıdır. O yerin, göğün nurudur; nurun kaynağı ve daha ötesidir.
Ona sığınan iki düdünya saadetine kavuşur. Ona iltica eden -d iken bile olsa- yanmaktan kurtulur. Çünkü o gülün gölgesinde ve emniyettttedir.

Mevlânâ’â’nın gözü nde, Allah Resûlü Nuh’un  gemisidir: “Dünya deniz kesilse, Nûh’un gemisi batma derdine düşer mi hiç? O geminin kaptanı Allah’t ır.” der.
Hz. Mevlânâ, Muhammedî mirasın uzantısıdır. Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Kur’â’ân-ı Kerîm iyice anlaşılmadan Mevlânâ anlaşılamaz ve Mevlânâ adına bir yere varılamaz. Çünkü Mevlânâ; “O kendisinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak bildirilen vahy iledir. 4” âyetinin muhatabı olan Resûlullah’ın gerçek vâ risidir. O, nefsini daracağına çekmiş, Allah Resûlü’ü’nde fânî olmuş, onunla ebediyete uzanmış bahtiyarlardandır.

Resûlullah’ın sevdvdalısı, cân u gönülden bağlısı olan yüce Mevlânâ, yüceler- yüceler yücesi Efendimiz’e, bir gazelinde şöyle seslenir:
Ey çerâğ-î âsmân û rahmet-i Hakk ber zemîn! (Ey gökyüzü nün ışığı, yeryüzü ne Hakk’ın rahmeti!)
Bu feryâdâdı, fakîr, ilk tasavvvvufî dizelerim olmak üz ere, şöylece ifade etmeye çalışmıştım:

Âsûmânın nurusun yeryüzüne Hakk rahmeti;
Tâlihi insanlığın hem kâinâtın devleti;
Zü’l-celâlî ve’l-kemâlin sevgilisi Ahmed’i;
Aşkın ile sana geldim yâ Resûlallah meded.

 

Makalenin devamını Keşkül Dergisi’nin 19.sayısında bulabilirsiniz.

Abonelik hakkında 0212 511 24 24 numaralı telefondan bilgi alabilirsiniz.

Be Sociable, Share!