Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. ve Hz. Mevlânâ

Biz dertlerin devası, çaresizlerin çaresiyiz. Meclislerde şaraba benzeriz, neşe dağıtırız. Savaşta Hz.Ali’nin Zülfikâr’ıyız. şükretmede sanki kaynağız, sabretmede mermer kaya gibiyiz. Biz Hz.Ahmed’in tevhid müjdesini vermedeyiz. Hz.Îsâ gibi çocukken beşikte konuşuruz.”1“Biz zengin olmadığımız, yüksek mevkilerde bulunmadığımız hâlde çok üstün, önde gelen sultanız. Maiyeti, orduları olmayan yüce bir padişahız.”

“Dünyada nereye vefa tohumu ekilirse o tohum bizim harman yerimizden alınır. Nerede neşe ile ney üşer, tef çalarlarsa o neşe bizimdir fakat onlar kendi neşeleri sanır.”

Çok değerli aziz dostlar; cümle dertlerin devası, çaresizlerin çaresi, âşıklar meclisinin neşesi olan Hz. Pîr’imizin; Mesnevî’si, Dîvân-ı Kebir’i, tevhid yolunda aşk ile yürüyenlere rehberlik ederken gönüller de yine O’nun zevalsiz nuru ile aydınlanıp sükûn bulmuştur. Cenâb-ı Hakk’ın sınırsız rahmet ve merhametinden, “Kün” emri tecellîsiyle harf ve sözcükler şeklinde yeryüzüne inen bu müstesna eserler, asırlardır her dinden her milletten sayısız kişileri derinden etkilemiş, geniş ve engin görüşleriyle büyük İslâm âlimleri ve mutasavvışarıyla birlikte dünya edebiyatına da her zaman ilhâm kaynağı olmuştur. İlk günkü özelliğinden hiçbir şey kaybetmeden günümüze ulaşan bu hikmet hazinesinden, herkes kendi anlayış ve idrâki ölçüsünde nasiplenmiştir. Hiç şüphesiz insanlar yaşadıkça, Kur’ân’ın nuruyla birlikte bu ilâhî mânâ çeşmesi de böyle coşkun bir şekilde akmaya devam ederken, niceleri de bu aşk bahr’ının esrarlı dalgaları arasında kaybolup gidecektir.

Yüzyıllardan beri kimi Hakk dostları, bu rahmet deryasına cesaretle dalarak, uçsuz bucaksız derinlikler içinden çıkardıkları mânâ incilerini kendi gönül tezgahlarında işleyerek, çeşitli şekil ve sûretlerde Hakk âşıklarının istifâdesine sunmuştur. Herhangi bir kişi çok değerli cevherlerin tâlibi oluyorsa az çok alacağı şey hakkında bilgi sahibidir, elde ettiklerini de ilmi ve zevki ölçüsünde değerlendirecektir. Fakat devrinin en büyük sarrafı bu mânâ cevherlerinin büyüsüne kapılarak onların yakıp yandıran güzelliğine hayranlıkla talepkâr oluyorsa bu durum çok daha büyük bir önem arz etmektedir.

O nedenle; büyük âlim, mutasavvıf, Mâ’rifet-nâme ismini verdiği kitabıyla tüm dünyaya nâm salan Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri gibi büyük bir velînin, Hz.Mevlânâ’nın Divân-ı Kebir’i ve Mesnevî’sinden seçmeler yaparak Hakk dostlarına sessizce armağan etmesi, bendenizde çok derin duygular uyandırmakta, Hz.Pîr’in aşk bahçesinden derlenen o gül demetini koklarken gönlüm farklı bir heyecana kapılarak ürperip titremektedir. Bu iki büyük Hakk âşığına gönül veren herkesi de yakından ilgilendireceğine inandığım İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Divân’ında ve Mâ’rifet-nâme’sinde bulunan Hz.Pîr’e ait gazeller, asırlardır fark edilmeyerek sırlı bir şekilde İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Divân’ını ve Mâ’rifet-nâme’sini süsleyerek taçlandırmıştır. Bu nâdide güzellik; Şefik Can Hoca’mızın Hz.Mevlânâ ve eserlerine karşı gösterdiği hassasiyet, bu konudaki çok derin ilmi ve aşkı sayesinde ortaya çıkartılıp eşsiz bir “Destegül” olarak her iki büyük velînin sevenlerine armağan edilmiştir.

Be Sociable, Share!