Birbirini Anlamak Problemi

İnsanın en yukarı derecedeki şuur düzeyi olarak tarif edebileceğimiz “tevhîd”i kendi enfüsî çalışmalarında gerçekleştirmiş İslâm âriflerinin bu yüksek mertebenin mâhasalını kendi içlerinden dışarıya, içerisinde yaşadıkları cemiyete de yansıtmaları tabiî bir sonuçtur. Ferdî dönüşümlerini noksandan mükemmele doğru başarıyla gerçekleştirmiş böylesi şahsiyetlere sahip bir cemiyet, içtimaî hayatın daha iyi ve daha mükemmele doğru terakkî ettirilmesinde şanslı sayılmalıdır, zîra bu kişilerin şahsî tecrübelerinden faydalanılması o cemiyet için büyük bir nîmet olacaktır. Zira bir cemiyetin tarihinde ve bugününde bu gibi örnek şahsiyetlerin yer alıyor olması o cemiyetin kalitesini gösteren en önemli göstergelerdendir. Kur’ân-ı Kerîm’deki; “Şüphesiz bir cemiyetin ferdleri kendilerini değiştirmedikçe Allah da onları değiştirmez” âyeti tam mânâsıyla işte bu gerçeğe işaret etmektedir. Bu kâmil insanlar o cemiyetin bir bakıma mânevî mimarlarıdır. Varlıkta meydana gelen bütün oluşların bâtından zâhire doğru bir seyir çizgisi izlemeleri gibi cemiyetin dış yapısını belirleyen de haddi zâtında onun iç yapısıdır.

İç yapı; o cemiyeti oluşturan değerler, dünya görüşü ve referanslardır; kendini tanımlarken atfettiği yerlerdir. Cemiyeti dıştan tahlil eden toplum bilimciler, o cemiyeti yöneten idareciler hep o içeride olandan dışarıya sızan tezahürlere bakarak bir şeyler yapmaktadırlar. O zaman cemiyetin bir bakıma bedeni gibi olan dış yönüyle ilgili bu kimseler kadar o cemiyetin ruhunu oluşturan kimseler ve onların görüşleri de önemlidir. Hatta ilk gruptakiler sonuçlarla, ikinciler ise sebeplerle ilgili olduklarından belki de onlardan daha önemli bir konuma sahiptirler. Çünkü sonuçlara sebeplerden gidilmektedir.

Ne var ki birincilerin fiilleri görülür ve elle tutulur bir halde iken ikincilerin fiilleri içte, derinde olduğu için ilk anda görülmez, hissedilmez. Günümüzde maalesef sadece maddeyi ve dolayısı ile görüntüyü esas alan bir zihniyet hâkim olduğundan bu mahviyet sahibi mâneviyat erlerinin fonksiyonları küçümsenir ve hatta inkâr edilir olmuştur. Materyalist
düşüncelerin, insan ve cemiyetin belirlenmesinde tek geçerli kıstas yapılması zaman içerisinde ruhtan ve mâneviyattan kopuk insanların oluşturduğu insan ve cemiyet tiplerinin çoğalmasına yol açmıştır. Bu yönelimin tabiî bir sonucu olarak merhametten uzak, insanlık değerlerinden uzak, katı, vicdansız, zâlim, bencil, hak hukuk tanımaz bir insan topluluğu çıkmıştır ortaya. İşte böylesi bir insanın yapmayacağı hiçbir şey yoktur. Çünkü kendisini bağımlı hissettiği bir üst prensip, hesap vereceği bir mercî ve bir sınır tanımamaktadır. Bu insanın geliştireceği mesela bir “ekonomi” ilminin bile tarifi “sınırsız insan ihtiyaçları karşısında sınırlı tabiatın mücâdelesi” olarak tanımlanacaktır ki bu da sonuçta tabiatın o vahşileşmiş, sınır ve hak tanımaz insan elinde tahrip edilmesine yol açacaktır. Yani görüleceği üzere dışta tezahür eden bir insan eyleminin sebepleri o insanın zihniyet dünyasında, iç değerlerinde yatmaktadır. Bu durumda günümüz insanlığının karşı karşıya kaldığı problemlerden sadece birisi olan mesela bir ekoloji probleminin arkasında, modern insanın bu maneviyattan kopuk bakış açısının yattığını söyleyebiliriz. Çünkü mânevî değerlere bağlı insan, tabiatı tahrip edilecek bir düşman değil kucağında beraberce yaşanılacak bir dost olarak görecektir.

Bu bakış açısına göre onun da bir canı, bir ruhu vardır. O da kendince hisseder. Onun da ihtiyaçları vardır bakılıp gözetilmesi gereken. O da Yüce Tanrı’nın bir emanetidir. Hesap gününde kendisine zulmeden, eziyet eden kimselerden davacı olacaktır, hakkını isteyecektir. O zaman insanı tabiatın karşısında, düşmanı olarak gören bir dünya görüşü yerine insanı tabiat ile uyum içerisinde gören bir anlayışa ihtiyaç bulunmaktadır ki bu anlayış kutsal bir anlayış olacaktır. Zira insan büyük âlem (makrokozmoz)
iken tabiat küçük âlemdir (mikrokozmoz). Yani insan ve tabiat…

Makalenin devamını Keşkül Dergisi’nin 15.sayısında bulabilirsiniz.

Abonelik hakkında 0212 511 24 24 numaralı telefondan bilgi alabilirsiniz.

Be Sociable, Share!