Bir Gönül İnsanı Osman Hulusi Efendi (K.S.)

Kaynağını Kur’ân ve sünnetin ruhundan alan İslâm tasavvufu, Muhammedî bir ifade ile “İslâm’dan îmâna, îmândan da ihsâna doğru” yükselen bir mü’minin gönül iklimindeki mânevî terakkinin adıdır. Gaye, İslâm’ı bütün saffet ve hassasiyeti ile Allah ve Resûlü’nün ahlâkına uygun bir biçimde yaşamaktır.

Tasavvufî hayat, gerçek İslâm inancının derinliği ve dinamizmini, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

, Ashâb-ı Kiram ve ilk dönem Müslümanlarında olduğu gibi sosyal faaliyet ve mücahede için gerekli gönül zenginliğini ve rûhî donanımı sağlar.

Kaynağını Kur’ânve sünnetin ruhundan alan İslâm tasavvufu, Muhammedî bir ifade ile “İslâm’dan îmâna, îmândan da ihsâna doğru” yükselen bir mü’minin gönül iklimindeki mânevî terakkinin adıdır. Gaye, İslâm’ı bütün saffet ve hassasiyeti ile Allah ve Resûlü’nün ahlâkına uygun bir biçimde yaşamaktır.

Tasavvufî hayat, gerçek İslâm inancının derinliği ve dinamizmini, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Ashâb-ı Kiram ve ilk dönem Müslümanlarında olduğu gibi sosyal faaliyet ve mücahede için gerekli gönül zenginliğini ve rûhî donanımı sağlar.

Tasavvuf, tüm devirlerde olduğu gibi, hatta en çok 21. yüzyılın stresli, sinirli, gerilimli, bunalımlı, şüpheci, aceleci, dertli, hasta ve bedbaht insanı için “nerede” diye gece gündüz aradığı, yalan yanlış şeylerden sağlamaya çalıştığı gerçek mutluluğun ilâhî yolu ve anahtarıdır.

İyilik ve güzellikten bile bıkabilen insan, tabiatının nankörlüğü içinde hâmil olduğu bütün kutsal değerleri çürüğe çıkarmış, hayatından hikmet, ulûhiyet ve irfânı kovmuş, tefekkür alışkanlığını kaybederek ruh saffetini ve îmân heyecanını tüketmiş; ilim, sanat, estetik ve zarâfetten ayrılarak yolunu şaşırmıştır. Çokça düşünen ve duygulanan hisli bir insan yerine, sadece bakan ve sıkça konuşan, konuşmakla çok büyük mesafeler katettiği zehâbına kapılıp teoride en önde, pratikte ise en geride yer alan, modernleştikçe mutsuzluğu artan insan yığınlarının aç gönüllerini ancak tasavvuf zenginleştirebilir. Beton yapılar arasındaki insana; kanaati, sevgiyi, dünya metaından uzaklaşmayı ancak tasavvuf sağlayabilir.

İslâm’a inanmakla, yüksek medeniyetleri ve yüce şahsiyetleri ortaya çıkaran insanoğlu; inanan, düşünen, çalışan, fikir üreten, toplum fertlerinin beraberliğini sağlayan, hoşgörü ile bütün gönülleri coşturan, kaynaştıran ve yine mensubu bulunduğu toplumu maddî ve mânevî alanda yücelten; mevcûda, olana yenilerini katan “İki günü birbirine eşit kılmadan, ikinci gününü daha da verimli hâle getirerek çalışan ve inanan” bir insan modeli geliştirmeyi kendisine dâima şiâr edinmiştir. Es-Seyyid Osman Hulûsi Ateş Efendi;

Garazsız hem ivazsız, hizmet et her canlıya Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol 1

demek sûretiyle bütün hayatını ilâhî bir aşkla Allah’a, O’nun en büyük eseri olan insana ve insanlığa adamış, halka hizmeti Hakk’a hizmet olarak görmüş, her yönüyle insanlığa örnek teşkil etmiş, ömrü boyunca alışverişini yalnızca Hakk’la yapmış, O’ndan bir an bile gâfil ve habersiz olmamanın hesabı içinde yaşamış bir gönül sultanıdır.

Riyâ, fesad ve nifak gibi ikiliklerden, her türlü dünyevî düşüncelerden sıyrılarak kalemi, kelâmı, dergâhı, Divân’ı, Mektûbât’ı ve Hutbeleri ile bağlılarının ve sevenlerinin kulağına hakîkat sesini fısıldayıp fikrini, zikrini, zihnini, sohbetini ve inancını, yağmalanan bal kovanı gibi toplumun istifâdesine sunmuş olan bahtiyarlardan biri de Darendeli Şeyhzâdeoğullarından imâm, hatip, mutasavvıf, şair, Nakşibendî ve Hâlidî Mürşidi Es-Seyyid Osman Hulûsi Ateş Efendi’dir.

Be Sociable, Share!