About Keşkül Editörü

Posts by Keşkül Editörü :

Keşkül Dergisi 50. Sayı: Kudüs Hatıratı


KEŞKÜL DERGİSİ ‘KUDÜS HÂTIRÂTI’YLA SON NOKTAYI KOYDU “

İslâm âlemine şöyle bir bakıldığında, bu coğrafyanın âdetâ kollarını açmış bir insan vücûdu olduğu görülür. Baş kısmı Balkanlar, yüzü İstanbul, sadrı Kudüs ve Mescid-i Aksâ, sağ tarafı Mısır ve Afrika, sol tarafı Orta Asya, ayakları ise Ka’be’dir.

Bu tanıma bakıp Ka’be ayaklar altına mı alınıyor denilmemelidir çünkü Âdem aleyhisselâm’ın ayağa kalktığı yerdir Ka’be. Âdem (a.s.)’in toprağının yaratıldığı yerdir. Ka’beteyn, iki ayağın topuk kemiği mânâsına da gelir. Bir insanın bir yerden bir yere gidebilmesi için ayağa ihtiyaç olduğu gibi dünyadan âhirete gidiş için dahi ayak lâzımdır. Ayrıca abdest âzâlarından biri olan ayak, yedi nefis mertebesinden Makam-ı Mutmainne’ye remizdir çünkü hareket Mutmainne’dedir. Buradan bakıldığında vücûd sağlam olduğunda onu  taşıyan şeydir aslında Ka’be.

Selçuklu’dan bu yana istilâ devirlerinde de, fetih zamanlarında da, devletin kuruluş aşamasında da, dara düştüğü zamanlarda da dervişlerin eli dâima bu vücûdun üzerinde olmuştur. Ahmed Yesevî Hazretleri’nden bu tarafa bizimle olan bu eller, kılcal damarlarımıza kadar nüfûz etmiş­tir.

İnsanı seven, ona ‘mahlûkatın en şereflisi’ olarak bakan, bu sebeple evvelâ gönül şehrini yeniden imâr ve ihyâ eden bu yüce gönüllü insanlar, vâsıl oldukları beldeleri de tevhîd üzere imâr ve ihyâ etmişlerdir. Pek çoğu derviş ve derviş meşrep olan ecdâd-ı izâm hazerâtı da fethettiği topraklarda, vakıflar ihdâs etmiş, tüm İslâm coğrafyasında remizleriyle sayısız eser vücûda getirmişlerdir. Bunca savaşa, yıkıma rağmen bir zamanlar ecdâdın ‘kızıl elma’sı olan Rûmeli ve Balkanlar’a bakmak bile bu güzellikleri âşikâre görmek için yeterlidir.

Müslümanların kalplerinin birbirine ne kadar kilitlendiğini gösteren zemin ise Kudüs’tür, Mescid-i Aksâ’dır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den günümüze gelinceye kadar Mescid-i Aksâ’nın şartları güzelse Müslümanların hali iyi, Mescid-i Aksâ’nın durumu karışıksa Müslümanların hali perîşan olmuştur.

İstanbul ise anahtardır çünkü İstanbul’dan sonra Kudüs ve Haremeyn yolu açılmıştır. Bunun terse dönüşü de aynı şekilde olacaktır. Haremeyn istilâ edilirse, Kudüs nefessiz kalırsa sıra İstanbul’dadır. İstanbul’da bir insan namaza durduğunda yani Mekke-i Mükerreme’ye doğru yöneldiğinde araya Kudüs’ü de alır. Bu açıdan mukaddesat mühimdir ve emânete sahip çıkmak gerekir.

Keşkül dergisi, bu vücûd telakkisinden hareketle muhtelif sayılarındaki yazılar ve birbirinden kıymetli görsel muhtevadan da istifade edilerek hazırlanmış yeni sayısıyla son kez okuyucusuyla buluşuyor.  2004 senesi haziranında ilk kez yayımlanan Keşkül’ün yayın hayatı, 50. sayısı ile hitâma eriyor.

Keşkül, o günden bugüne hep tasavvufun dinden ve hayattan ayrı olmadığını ve hâlâ yaşanmakta olan bir hal ilmi olduğunu anlatmayı şiar edindi. Zihinlerimizden, sadrımızdan sökülüp atılmaya çalışılan irfânî geleneğimizin aslında kaybolmadığını, derdi olanın bu gelenekten her dâim beslenebileceğini ve bu şuurla yaşayabileceğini gösterdi. San’atkarlarımızdan, irfan ehli münevverlerimize kadar geniş bir yelpazede ona gönül vermiş pek çok takipçisi oldu Keşkül’ün, onlar kütüphânelerinde muhakkak derginin birbirinden güzel sayılarını muhafaza etmişlerdir, ümid ediyoruz ki bundan sonra da edeceklerdir.

50. sayının birbirinden kıymetli yazarlarından ve yazı başlıklarından bazıları ise şöyle:

Mehmed Fatih Çıtlak, ‘Derviş’;  Prof. Dr. Mustafa Kara, ‘Şehirleşmek ve Dervişleşmek’; Prof. Dr. Sadeddîn Ökten, ‘Su, Şehir ve Medeniyet Tasavvuru’; Ahmed Sâcid, ‘Su Yüzünde Cümbüş’; Ali Tunç, ‘Sana ‘Rumeli’yi Hatırla’ Demiyorum Unutamazsın Zaten; Esra Özdil, ‘Osmanlı İdâresinde Kudüs’, Prof. Dr. Mehmet Akkuş, ‘Mısır’da Halvetîlik’; Kemal Sâil, ‘İki Doğu’nun Sultânı: Hâce Ahmed Yesevî’; Ayşe Sevim, ‘Medîne Müdâfaası’…

Keşkül Dergisi 49. Sayı: Hizmet

keskul48
“HİZMET EDEN KAVMİNİN EFENDİSİDİR”

İnsanın şerefi, ümmet-i Muhammed’e hizmet etmek, Allah’a kullukta gayret etmektedir. Esasında herkes, kurulmuş bu dünya tezgâhında bir şekilde hizmet etmektedir. Ancak hizmeti idrâk nasib meselesidir. Herhangi bir fiilin, işin, hizmet vasfını taşıyabilmesi için de muhakkak temelinde hizmete uygun bir niyet olması gerekir.

Kişi, gücü yetiyorsa mahallesindeki, etrafındaki fakir fukaraya, dul ve yetime, talebelere, hastalara hizmet etmelidir. Fakat şunu bilmelidir ki, bunları yaparken zerre kadar kendine pâye çıkarır ve bir şey yaptım zannederse ihlasını kaybeder; yani neticede Allah Teâlâ’nın huzurundan düşer. Hizmet ihlasla kâim, muhabbetle dâimdir.

Keşkül’ün, ‘hizmet’ konusuna ayırdığı 49. sayısı, geçmiş sayılardan yapılmış bir müntehabat ve yepyeni bir tasarım ile okuyucularının huzurlarında.

Tarîkat terbiyesinde hizmet, ecdâdın ümmet-i Muhammed’e ve tüm insanlığa hizmeti, aşkla yapılan bu hizmetler neticesinde tesîs edilen medeniyetimiz gibi hususların ele alındığı Keşkül’ün 49. sayısındaki kıymetli yazarlar ve kaleme aldıkları başlıklardan bazıları ise şöyle:

Mehmed Fatih Çıtlak, ‘Hizmet’, Prof. Dr. Süleyman Uludağ, ‘İhsan’, Prof. Dr. Sadeddîn Ökten, ‘Vakıf Şehir İstanbul’, Prof. Dr. Mustafa Sabri Küçükaşçı, ‘‘Mukaddes Emânetler’in Anlamı ve İstanbul’u Şereflendirmesine Dâir’, Prof. Dr. Ahmed Sâcid Açıkgözoğlu, ‘Kitaba Vâkıf Olmak’, Kemal Sâil, ‘Abdülhamîd Han’ı Doğru Okumak’, Abdurrahman Şişman, ‘Mîmar Sinan Su Yolları’, Fatma Dede, ‘Hizmete Niyet Etmiş Bir Câriyenin Sadaka-i Câriyeleri…’.

İstifade edilebilecek daha pek çok yazının bulunduğu Keşkül’ün 49. sayısı,  her bir sayısı gibi gelecek nesillere bırakılacak güzel bir miras olma niteliğinde.

 

Keşkül Dergisi 48. Sayı: Tarîkatlar

keskul48MEDENİYETİMİZİN EN ÖNEMLİ YAPI TAŞI TARÎKATLAR, KEŞKÜL’ÜN 48. SAYISINDA

 

“Tarîkat yolu, nefse muhalefet etme yoludur”

Bu kadar çok malûmatın fütursuzca yayıldığı bir zamanda, bunca haberleşme imkânlarına rağmen birbirini anlamak problemini yaşayan ve yalnızlaşan insanın çıkış yoludur tasavvuf ve mektepleri olan tarîkatlar. Medeniyetimizin en önemli yapı taşı olan bu müesseseyi kültürel bir etkinlik diye yaftalamak, insafsızca tenkid etmek, sahtesi var diye kesipatmak, kendi medeniyetinden bîhaber olmaktır ve bir nev’î intihardır. yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 47. Sayı: Derviş Keşkülü

keskul47

Keşkül’ün 47. sayısında, bugüne kadar yayımlanmış sayılarda mevcut kıymetli yazılardan ve fotoğraf, hüsn-i hat, ebru gibi muhtevadan oluşan bir müntehabât var. Daha çok, medeniyetimizi medeniyet yapan unsurlar ve ictimâî meselelerin ele alındığı yazılardan müteşekkil bu yeni sayı, “Derviş Keşkülü” üst başlığını taşıyor.

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 46. Sayı: Harem Kudüs ve Mukaddesat

Hürmet edilen yer mânâsına gelen harem, yeryüzünde üç beldeyi ifade eder: Mekke-i Mükerreme, Medîne-i Münevvere ve Kudüs-i Şerîf. Mekke, Allah’ın haremidir ve Allah’ın koruması altındadır. Medîne, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in haremidir ve bu şerefli toprak da Allah’ın hıfz u himâyesi altındadır. Mekke ve Medîne’ye uzanan eller Allah’ın kudret eliyle kırılır. Kudüs ise ümmet-i Muhammed’in haremidir, bu emâneti korumak, ümmet-i Muhammed’in üzerine vecîbedir. Ona uzanan eller, Allah’ın kulları vâsıtasıyla kırılır.

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 45. Sayı: Devran

Keskul-45“YÖRÜK DEĞİRMENLER GİBİ DÖNERLER

EL ELE VERMİŞLER HAKK’A GİDERLER”

 “Bir zikir meclisinde zikrullah ya kuûden yani oturularak, ya kıyamda, ayakta durularak yahut devrân edilerek yani dönülerek icrâ edilir. Bu üç farklı tavır aynı zamanda coğrafî ve kültürel üç farklı havzaya ve meşrebe işaret eder. Efendimiz (s.a.s.)’in teşrifi ile beraber ilk olarak Hicaz bölgesinde zuhûr eden meşrepler daha çok kuûden zikretmişler daha sonrasında Şam havzasına yayılan Kâdiriyye, Rifaiyye, Sadiyye gibi mektepler ise zikir cemiyetinde kıyam etmişlerdir.

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 44. Sayı: Sohbet

“SOHBET KALIPLARIN DEĞİL KALPLERİN BULUŞMASIDIR”

 KEŞKÜL’ÜN 44. SAYISINDA ‘SOHBET’ VAR

 Allah erlerinin sözleri, tesiri çok kuvvetli bir iksirdir. Bunun sırrı, sözlerinin güzelliği veya konuşma kabiliyetlerinin yüksek oluşunda değil, sözün mahrecinin kalp oluşunda gizlidir. Atâullah İskenderî Hazretleri der ki: ‘Her söz bulunduğu kalbin elbisesini giyerek ağızdan çıkar.’ İşte bu sebeple ‘sohbet’ el-Kelâm sıfatında ifnâ olan zâtın yaptığı konuşmaya denir. Onun ağzından konuşan Allah (c.c.)’tır. Zaten sohbetin sahibi de O’dur.  

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 43. Sayı: Su Medeniyeti

KEŞKÜL DERGİSİ’NİN 43. SAYISI: SU MEDENİYETİ

Sûfîler suyu, Hak’tan akıp gelen feyze, berekete, nimete, ilme, ma’rifete ve kalbin manevî hallerine benzetir ve suyun temizleme özelliğine bilhassa vurgu yaparlar. Su bir şifa kaynağıdır, maneviyat suya sirayet eder. Bu sebeple ki suyun bir hafızasının olduğu ve bilgiyi taşıdığı gerçeği bilim için yenidir, sûfîler için bu, hep bilinen bir gerçek olmuştur. Bu yüzden maddî manevî hastalığı bulunanlar, her dâim mânânın sirâyet ettiği sudan şifâ bulmuştur, bulmaya da devam etmekteler.

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 42. Sayı: Devlet

“DEVLETİMİZ ADL İLE TÂ KIYAMET PÂYİDAR OLSUN”

KEŞKÜL DERGİSİ’NİN 42. SAYISI: ‘DEVLET’

Kadîm medeniyetimizde devlete itaat etmek, Allah’a itaat etmek gibidir. Âlemin merkezindeki sultân, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Mensubu bulunduğu milletin mücessem hali olan sultân, Allah Teâlâ’nın emirlerini uygular. Ve din, devlet ve millet üçlüsü birbirinin tamamlayıcısıdır.

 

 

yazının devamı için tıklayın…

Keşkül Dergisi 41. Sayı: Yemek Âdâbı Lokma

“MUHABBET ADAMI DA PİŞİRİR YEMEĞİ DE”

“TASAVVUFTA LOKMA” KEŞKÜL DERGİSİ’NİN 41. SAYISINDA

Dervişlik mesleğinde olanların yanı sıra asırlarca fakir fukaranın, kimsesizlerin, maddî manevî müşkülü ve psikolojik problemleri bulunanların sığınağı olan tekkelerher sosyal statüden insanın muhabbetle edeb tahsil ettiği mekânlar olmuş, kurulan bereketli sofralarda yenilen lokmalarla doyan insanlar, yine bu emsalsiz mekânlarda kurulan irfan sofralarından nasibdar olmuştur.

 

yazının devamı için tıklayın…