ANADOLU’DA KÂDİRÎLİK: EŞREFÎLİK VE RÛMÎLİK – Adalet ÇAKIR

Hz. Pîr Abdülkâdir Geylânî tarîkatlar üstü bir şahsiyet olarak tasavvuf tarihinde mümtaz bir konuma sahiptir. Bizâtihî kendisi;

Ben oldum hazır olanların kadehlerini dolduran,

Boşaldıkça dönüp dönüp dolduran.

Âşıklar ancak benden artanı içtiler,

Kalan kadehlerimi de benden sonra içtiler.

Beyitleriyle pîrlerin, velîlerin ve âşıkların feyiz kaynağı olduğuna işaretle velîler arasındaki bu seçkin mevkiini beyan etmiştir. Bağdat’ın meşhur sûfîlerinden Tâcü’l-ârifîn Ebü’l-Vefâ (501/1107)’nın, Bağdat’a ilk geldiği yıllarda kendisine hitaben söylediği; “Herkesin horozu zamanında öter, sizin horozunuz ise kıyamete değin.” sözleriyle müjdelediği Kâdirîlik tarîkatı ve Hz. Pîr’in irfanı, neş’et ettiği XII. yüzyıldan itibaren geniş bir coğrafyaya yayılmış ve bu şekilde günümüze değin devam etmiştir. Seyyid Abdülkâdir’in hal-i hayatında teşekkül etmeye başlayan tarîkatı, kendisinden ilim ve tarîkat terbiyesi almış evlatların ve halîfeleri vasıtasıyla o dönemde Irak ve civarına, Şam, Halep, Mısır ve Yemen’e kadar ulaşmıştır. Tarihî seyri içinde Kâdirîlik; Kuzey Afrika, Hindistan, Orta Asya, Anadolu ve Balkan topraklarında yaşayan Müslümanların maddî ve mânevî yaşantısına yön veren önemli tarîkatlardan biri olmuştur. Bu yolda yetişmiş büyük pîrlerin tasarrufl arı ve ictihadları ile Kâdirîlik, Yâfiiyye, Esdiyye, Sumâdiyye, Nablûsiyye, Hilâliyye gibi şubelere ayrılmıştır.

Bizim coğrafyamızın Pîr Abdülkâdir’in tarîkiyle buluşması ve Kâdirîliğin bir tarîkat olarak Anadolu’da temsilinin XV.asırda Eşrefîlik ile olduğu bilinen bir husustur. Tarîkatın zuhûru ile Anadolu’ya gelişi arasında yaklaşık üç asırlık bir zaman dilimi vardır. Ancak Kâdirîliğin daha erken zamanlarda Anadolu’ya gelmiş olma ihtimalini göz ardı edemeyiz. Tarîkatın neşrinde önemli pay sahibi Geylânî ailesinin serencamı bu bakımdan önemlidir. Tarihte iki önemli hâdise Geylânî ailesinin tarîkatın merkezi olan Bağdat’tan zorunlu ayrılışına sebep olmuştur. Bunlardan ilki 656 (1258) yılında ki Moğol istilası, diğeri 914 (1509)’teki Şah İsmail’in Bağdat’a tahakkümüdür. Her iki olayda da Abdülkâdir Geylânî’nin âsitâne ve türbesi yıkılmış ve ailesi Bağdat’ı terk etmek zorunda bırakılmıştır. Bu zorunlu göçler sırasında, aynı kaderi paylaşan diğer bölgelerdeki münferit derviş zümreleri gibi Pîr’in ailesinden bazılarının Anadolu’ya doğru hareket etmiş olmaları mümkündür. Seyyid Abdülkâdir’in oğlu Abdülazîz Geylânî’nin Musul civarlarında yaşamış olması ailenin bu topraklara yakınlaştığının önemli bir işaretidir. Kâdiriyye tarîkatı, XIII. yüzyıldan beri Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’da Pîr Geylânî soyundan gelen Berzencî ve Sâdât-ı Nehrî gibi Suriyeli ve Kuzey Iraklı şeyh aileleri tarafından temsil edilmiştir.3 Yine XIII. asırda Afyon’da yaşadığı tahmin edilen Hz. Pîr’in sekizinci kuşaktan torunu Abdülkâdir Geylânî ile Çorum’a yakın kendisine ait bir çift likte medfun
Abdülcebbar Dede de bu kutlu aileye mensubiyeti ile meşhurdur.4 Ancak bu zâtların tekke merkezli tarîkat faaliyetlerinden ziyade mânevî nüfuzlarından haberdarız.

Aile fertleri dışında Kâdirîliğe müntesip bazı şeyhlerin de Anadolu’ya geldiği bilinmektedir. Abdülkâdir Geylânî’den
tarîkat hırkası giymiş Yemenli Abdullah el-Esdî (v. 620/1223) bunlardan biridir. Sumâdî kolu şeyhlerinden Muhammed b. Halil es-Sumâdî (v. 1541) de İstanbul’a gelmiş ve Sultan I. Selim (1512-20) ile görüşmüş, Padişah Şam’daki dergâh için kendisine bazı ihsanlarda bulunmuştur. Ancak bu seyahatin, Şam ve Kudüs çevresinde faal olan tarîkatın İstanbul ya da Anadolu’da yayılması için bir zemin oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü İstanbul veya Anadolu’nun başka bir yerinde Sumâdî tarîkatını temsil eden bir tekkenin varlığını tespit edebilmiş
değiliz.

Kâdirîliğin münferit gruplar olarak değil de bir tarîkat olarak Anadolu’da temsili ancak XV. yüzyılda Eşrefîlik ve XVII. asırda İstanbul’da Rûmîlik ile olmuştur. Eşrefoğlu Rûmî ve İsmail Rûmî’nin himmetleri bir yandan bu coğrafyanın mânevî dünyasını Pîr Abdülkâdir’in irfanı ile tanıştırırken, diğer yandan da Türk tasavvuf zevkine münasip uygulamaları Kâdirîliğe yerel bir form kazandırmıştır. Bu iki Türk sûfî, ictihadları sebebiyle tarîkat muhitlerinde ‘pîr-i sânî’ olarak anılmışlardır.

EREFÎLIK

Eşrefiyye kolunun Pîri Seyyid Abdullah b. Seyyid Eşref (Ahmed) b. Muhammed el-Mısrî, Eşrefzâde, Eşref-i Rûmî, Abdullah İznikî ve Abdullah Rûmî ve Eşrefoğlu adlarıyla da anılmıştır. Şöhretin her türlüsünden kaçınan Eşrefoğlu Hazretleri, soy olarak Hz. Ali vasıtasıyla Hz. Peygamber’e mensubiyetini de hayatı boyunca sırlamıştır. Siyâdeti vefatından sonra elbisesinin içinden çıkan yeşil tülbent ile ortaya çıkmıştır. Aslen Mekkeli seyyid bir aile olan Eşrefoğlu
ailesi daha sonra Mısır’a yerleşmişlerdir.6 Dedesi Muhammed evliyaullahtandır. Babası Eşref veya Ahmed Eşref bir muhacir olup genç yaşlarında Mısır’dan çıkmış ve bir müddet Hama’da kalmış, oradan Manisa’ya giderek daha sonra İznik’e yerleşmiştir.

Makalenin devamını Keşkül Dergisi’nin 18.sayısında bulabilirsiniz.

Abonelik hakkında 0212 511 24 24 numaralı telefondan bilgi alabilirsiniz.

Be Sociable, Share!